Ashab-ı suffa

Ekim 16, 2008

AshÂb-ı   Suffa

Mescid-i Nebevî’nin arka tarafında kıble yönüne göre sol tarafta  Rasûlullah’ın eşlerinin odalarının hizasında evsiz müslüman gençlerin ikameti için yapılan bölüme  “Suffa“, burada barınan ve genellikle bütün zamanlarını Rasûlullah (s.a.v.) ile geçiren Ashâbın genç üyelerine  “Ashâb-ı Suffa” denir.

Hicret sonrasında kıble, henüz Mescid-i Haram yönüne çevrilmeden önce  Mescid-i Nebevî’nin kuzey duvarına bitişik olan ve “Suffa” adı verilen  bölüm ilk halinde hurma dallarından   bir gölgelik ve sundurma olarak yapılmıştı. Bugünkü Mescid-i Nebevi’de Nisa kapısından girildiğinde koridorun sağında yer alır ve mescid zemininden yarım metre kadar yükseklikte bir mahfil şeklinde korunmaktadır.

Mescid-i Şerifin Suffasında kalan ve “Ashâb-ı Suffa” olarak ünlenen Sahabîlerin, Medine’de, ne ikametgahları, ne de yanlarına sığınacakları aşiret ve akrabaları vardı. Ailelerinden uzak, dünya meşgale ve gâilesinden âzâde ve tam mânâsı ile feragat dolu bir hayata sahibtiler. Kur’an-ı Kerim tilavetini öğrenip, Rasûlullah (s.a.v.)’in  sohbet ve öğütlerini dinleyerek eğitildiler; sürekli eğitim alan öğrenciler olarak değerlendirilebilecek “Ashâb-ı Suffa”  ticâret ve bir sanatla meşgul olmazdı. Rasûlullah (s.a.v.) hemen hergün mutlaka  “Ashâb-ı Suffa”  ile oturur, sohbet eder, yakından ilgilenirdi.

Ashâb-ı Suffa” çoğu zaman oruçlu olur; gerektiğinde savaşlara da “mücahid” olarak katılırlardı. “Ashâb-ı Suffa“dan evlenerek aile kuranlar, Suffe’den ayrılırlar, yerlerini başka gençler alırdı. “Ashâb-ı Suffa“nın yiyecek-giyecek gibi ihtiyaçları genellikle Rasûlullah (s.a.v.) ve zengin sahabiler tarafından karşılanırdı.

Rasûlullah (s.a.v.) bir gün, Ashâb-ı Suffa’nın başlarına durmuş, hallerini izlemiş fukaralıklarını, çekmekte bulundukları zahmetleri görünce şöyle buyurarak onların kalplerini hoş etmişti:
“Ey Ashâb-ı Suffa! Size müjdeler olsun ki; her kim şu sizin bulunduğunuz hal ve sıfatta ve bulunduğu durumdan razı olarak bana mülâki olursa, o benim dostlarımdandır.”

Rasûlullah (s.a.v.)’e herhangi bir şey getirilince, “Sadaka mı, yoksa hediye mi” diye sorardı.
Getiren, “Sadakadır” cevabını verirse, gelen malzemenin tamamını el sürmeden Ashâb-ı Suffa’ya ulaştırırdı; “hediye” cevabını alırsa kabul eder ancak Ashâb-ı Suffa’ya da  hisse ayırırdı.

Çünkü;Rasûlullah (s.a.v.) sadaka kabul etmezdi. Bir gün Ensar’dan  birisi, bir tabak hurma getirmişti. Adama, “Sadaka mıdır? Hediye midir?” diye sordu. Adam, “Sadakadır” cevabını verince, Rasûlullah (s.a.v.) tabağı doğruca Suffa Ehline gönderdi. O sırada torunu Hz. Hasan, Rasûlullah (s.a.v.)’in önünde bulunuyordu. Tabaktan bir hurma alıp ağzına götürünce, Rasûlullah (s.a.v.) derhal müdâhale etti ve “Biz [Ehl-i Beyt] sadaka yemeyiz, bize sadaka helâl değildir!” buyurdu.

Bu bakımdan İslâm dini ve sünnet-i seniyyenin  naklinde Ehl-i Suffa’nın üstün hizmet ve gayretleri oldu. Bu bakımdan İslâm tarihinde Ehl-i Suffâ müstesnâ bir yer işgal eder.

Ashâb-ı Suffa” medresesinde Rasûlullah (s.a.v.)’in rahlesinde yetişen genç Ashâbın bir kısmı İslam toprakları genişledikçe fethedilen beldelere İslam’ı öğretmekle , Kur’an talimi ve Sünnet-i Rasûlullahı anlatmakla görevlendirildiler. Bu dikkate alınarak Ashâb-ı Suffa  “kurra” ;  Suffa ise  “Dârü’l-Kurra” olarak da  adlandırılmıştır. Ashâb-ı Suffa’da eğitilenlerin toplam sayısı 400-500 olarak değerlendirilmiştir.

Ashâb-ı suffa hakkında Bakara Sûresindeki 273. ayetin nâzil olduğu da rivâyet edilmiştir:


“Sadakalar, kendilerini Allah yolunda hizmete adamış fakirler içindir ki, onlar yeryüzünde dolaşıp hayatlarını kazanmaya fırsat bulamazlar. Onların hallerini bilmeyen kimse, istemekten çekindikleri için, onları zengin sanır. Ey Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın. Yoksa onlar insanlardan ısrarla birşey istemezler. Ve siz her ne bağışta bulunursanız, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilir.”

bullet

Ashab-ı Suffa

bullet

Bilal-i Habeşî{R.A.}

bullet

Selmân-ı Farisî{R.A.}

bullet

Enes bin Malik{R.A.}

bullet

Hâlid Ebâ Eyyubel-Ensâri{R.A.}

bullet

Abdullah bin Mesud{R.A.}

bullet

Huzeyfetul-Yemenî{R.A.}

bullet

Ebuzer-i Gıfarî{R.A.}

bullet

Ammar bin Yâsir{R.A.}

bullet

Muaz Bin Cebel {R.A:}

bullet

Ebud-Derda{R.A.}

bullet

Ebu Musa el-Eş’ârî{R.A.}

bullet

Mikdad bin Esved{R.A.}

bullet

Halid bin Velid{R.A.}

bullet

Mus’ab bin Umeyr{R.A.}

bullet

Usame bin Zeyd{R.A.}

bullet

Erkam{R.A.}

 

 

Rasulullah (sav) buyurdular ki: “Ümmetimde ümmetime karşı en çok merhametli olan kimse Ebu Bekr’dir. Onlar içinde Allah’ın emri hususunda en çok titiz olanı Ömer’dir. Haya cihetiyle en şiddetli olanı Osman’dır. (Davalarda) en isabetli hüküm vereni Ali’dir. Helal ve haramı en iyi bileni Muaz İbnu Cebel’dir, Feraizi en iyi bilen Zeyd İbnu Sabit’tir. Kur’an okumasını en iyi bileni Ubey İbnu Ka’b’dır. Her ümmetin bir emini vardır. Bu ümmetin emini Ebu Ubeyde İbnu’l-Cerrah’dır. Ebu Zerr’den daha doğru sözlü olan birini ne gök gölgeledi, ne de yer taşıdı. O, verada Hz. İsa aleyhisselam gibiydi. Hz. Ömer (ra) (hased etmişçesine): “Yani biz bu hasletin onda olduğunu kabul edecek miyiz?” dedi. Resulullah (sav): “Evet Bu hasletleri onda var bilin!” buyurdular.

Ravi (r.a.):Enes

Kaynak:Tirmizi, Menakıb (3793, 3794)

YERYÜZÜNÜN İLK MÜSLÜMANLARI

AŞERE-i MÜBEŞŞERE

Ekim 16, 2008

Aşere-İ Mübeşşere

[ El-Mübeşşirûn bi’l-Cenneh ]

 – cennete girecekleri Allah tarafından vaat edilmiş on kişi –

 

bullet

www.silsile.tr.gg  

Rasulullah (sav)’ın şöyle söylediğini işittim: “Ebu Bekr cennetliktir, Ömer cennetliktir, Osman cennetliktir, Ali cennetliktir, Talha cennetliktir, Zübeyr cennetliktir, Sa’d İbnu Malik cennetliktir, Abdurrahman İbnu Avf cennetliktir, Ebu Ubeyde İbnu’l-Cerrah cennetliktir.” (Ravi der ki: Zeyd) onuncu da sükut etti. Dinleyenler: “Onuncu kim?” diye sordular. (Bu taleb üzerine): “Said İbnu Zeyd!” dedi. Yani bu, kendisi idi. Zeyd sonra ilave etti: “Allah’a yemin ederim. Onlardan birinin Resulullah (sa} ile birlikte yüzü tozlanacak kadar bulunuvermesi, sizden birinin ömür boyu çalışmasından daha hayırlıdır, hatta ömrü, Hz. Nuh aleyhisselam’ın ömrü kadar uzun olsa bile.”

Ravi (r.a.): Said İbnu Zeyd

Kaynak: Ebu Davud, Sünnet 9, (4648, 4649, 4650)

Muhaddislere göre aşere-i mübeşşere ile ilgili hadisler, senetleri zayıf olduğu için ümmet içerisinde ittifakla kabul görmemiştir.

bullet

AŞERE-İ MÜBEŞŞERE 

aşere-i mübeşşere kimdir, cennete girecek on kişi, cenneti hak eden on kişi, cennet için 10 kişi 1.Hz. Ebu Bekir
aşere-i mübeşşere kimdir, cennete girecek on kişi, cenneti hak eden on kişi, cennet için 10 kişi 2.Hz. Ömer bin Hattab
aşere-i mübeşşere kimdir, cennete girecek on kişi, cenneti hak eden on kişi, cennet için 10 kişi 3.Hz. Osman bin Affan
aşere-i mübeşşere kimdir, cennete girecek on kişi, cenneti hak eden on kişi, cennet için 10 kişi 4.Hz. Ali Bin Ebu Talib

aşere-i mübeşşere kimdir, cennete girecek on kişi, cenneti hak eden on kişi, cennet için 10 kişi 5.Talha bin Ubeydullah
aşere-i mübeşşere kimdir, cennete girecek on kişi, cenneti hak eden on kişi, cennet için 10 kişi 6.Zübeyr bin Avvam
aşere-i mübeşşere kimdir, cennete girecek on kişi, cenneti hak eden on kişi, cennet için 10 kişi 7.Sa’d bin Ebi Vakkâs
aşere-i mübeşşere kimdir, cennete girecek on kişi, cenneti hak eden on kişi, cennet için 10 kişi 8.Abdurrahman bin Avf
aşere-i mübeşşere kimdir, cennete girecek on kişi, cenneti hak eden on kişi, cennet için 10 kişi 9.Ebu Ubeyde bin el-Cerrah
aşere-i mübeşşere kimdir, cennete girecek on kişi, cenneti hak eden on kişi, cennet için 10 kişi 10.Said bin Zeyd

 YERYÜZÜNÜN İLK MÜSLÜMANLARI

İslam İlmihali

Ekim 16, 2008

Abdestsiz camiye girmek: Abdesti bulunmayan bir kimsenin mescitte oturması müslümanların icmaıyla caizdir. Ebu Hanife kafirin bütün mescitlere girmesinin caiz olduğunu söylemiştir. (İslam Fıkhı Ansiklopedisi-Vehbe Zühayli)

 

Abdestsiz ezan okumak: Ezan okunurken ve kamet getirirken abdestli olmak daha uygun ise de, abdestsiz olarak da ezan okunsa caizdir. Çünkü ezan namaz değil bir zikirdir. (Hidaye Tercümesi)

 

Abdest ve kan çıkması: Eğer çıkan kan veya irin silinmesi adet olmuş bir miktarda ise abdesti bozarlar. Vücuttan çıkan kan, irin ve kusmuğun normal yollardan çıkan diğer pislikler gibi olmayıp abdesti bozmaları için kan ve irinin çıktıkları yerden akmaları ve kusmuğun da ağız dolusu kadar olması gereklidir. Kanın vücuttan çıkması ancak yerlerinden taşmaları ile gerçekleşmiş olur. Aksi takdirde yani deri veya kabuğun yırtılıp ve altındaki kan veya irinin sadece dıştan görünüp akmamaları halinde abdest bozulmaz. Bir iki damla kandan dolayı, eğer akmazsa abdest alınmaz. (Darekutni) şunu da bilmek lazımdır ki kan, irin ve kusmuk az oldukları zaman abdesti bozmadıkları gibi İmam Ebu Yusuf’a göre neciste değildirler ki sahih olan görüş budur. Kusma ile abdestin bozulması kusmuğun safra, yiyecek ve içecek olması haline mahsustur. Eğer bulantı neticesinde kusulan şey balgamdan başka bir şey olmazsa, İmam Hanife ve Muhammede göre abdest bozulmaz, İmam Yusufa göre eğer ağız dolusu kadar olursa bozar. Eğer kan başın içinden akıp burnun yumuşağına kadar inerse, ittifakla bozulur. Zira kan yıkanması gerekli yere kadar indiği için kesin olarak vücuttan çıkmış sayılır. (Hidaye Tercümesi)

 

Abdestte kıllar: Bıyığın ve kaşların kılları ile çenedeki sakal yıkanır. Kılların dibine suyu iletmek vacip değildir. Çeneden sarkan kılları yıkamak da vacip değildir. (Fetevayi Hindiyye)

 

Abdest ve köpek: Silkinerek sıçrattığı su, elbiseyi pisletmediği gibi elbisenin üzerinde salyası görülmedikçe ısırması ile elbise pislenmez. Bahr’da ısıran köpeğin salyasının görünmeisnden murad, ıslaklığın görülmesidir, denmektedir. (İbni Abidin-1)

 

Abdestte kulakların meshi: Hanefilere göre kulakları başın suyuyla meshetmek sünnettir. (Hidaye Tercümesi)

 

Abdest ve Kuran: Bize göre eğitim, öğretim, hatırlama gibi maksatlarla abdestsiz kimselerin Kurana dokunmaları caizdir. İbadet maksadıyla okumak isteyenlerin ise- durum müsait olduğunda- bunu abdestli olarak yapmaları tercih edilir. (Helaller ve Haramlar-Hayrettin Karaman)

            Fukaha, Kuranın abdestsiz ele alınmayacağında icma etmişlerdir. Abdestsiz olarak tutulmasını, yalnız öğrenmek ve öğretmek kasdıyla ele alanlar için caiz görenler de vardır. Bu da zarurettir. (Ahkam Tefsiri-Muhammed Ali Sabuni)

 

Abdestte niyet: Niyetsiz olan abdestin, ibadet olması bakımından sevabı yoksa da onunla namaz kılınabilir. (Hidaye Tercümesi)

 

Abdest ve oturmak: Ayakta yahut oturarak, yada rüku ve secdede uyuyan kimsenin abdesti sahih olan kavle göre bozulmaz. Zira bu durumlarda olan uyku ile, kişinin mafsallarında tam bir gevşeme olmaz. (Hidaye Tercümesi)

            Hanefi ve Şafilere göre abdesti bozan uyku kalçanın yere iyice oturmadığı veya yanı üzere yaslanarak veya herhangi bir şeyin üzerine kapanmış olarak uyumaktır. Ancak kalçasını yere, bir bineğin sırtına ve buna benzer bir zemine yerleştirmiş olarak oturup uyuyan bir kimsenin abdesti bozulmaz. Herhangi bir şeye yaslanıp, yaslandığı bu şey çekildiği takdirde düşecek olursa ve kalçaları da yerde değilse, Hanefi’lere göre abdesti bozulur. (İslam Fıkhı Ansiklopedisi-Vehbe Zühayli)

 

Abdest ve sakal: Alt çenenin aşağısında biten sakalın hiçbir yerini yıkamak vacip değildir. Çünkü çıkar çıkmaz yüzün hududunu geçer. (İbni Abidin-1)

 

Abdestte yardım almak: Abdest alırken, mazeretsiz yardım istemek mekruhtur. Çünkü bunda ibadete aykırı olan bir nevi kibirlenme vardır. (Büyük Şafi İlmihali)

 

Akıl ile hüküm vermek: Nakli delil olan bir meselede, aklen hüküm vermek caiz değildir. (Tefsiri Kebir-Fahruddin Razi)

 

Alışverişte paranın alınma zamanı: Satılan malın bedelinin ne zaman alınacağının bilinmesi de şarttır. Eğer bu meçhul olursa, satış fasid (geçersiz) olur. (Fetevayi Hindiyye)

 

Allah’a mekan isnad etmek: Allah’a mekan ve yön isnad eden kimsenin kafir olup olmadığı hususunda ihtilaf vardır. Alimlerin çoğu kafir olmadığına hükmediyorlar. (Fetavai Hadisiyeden) çünkü istiva ayetlerinin zahiri, bu manayı ifade ediyor. Hatta Şabi, İbnül Müseyyeb ve Süfyan gibi zevatlarda “Tevil etmeden bu tip ayet ve hadislere iman etmek gerekir” diyorlar. (Fetvalar-Halil Gönenç)

 

Allah’ı sever gibi sevmek: Gerçekte insanların çoğu bir halifeyi, bir alimi, bir şeyhi ya da bir idareciyi öylesine severler ki onu Allah’a eş koşarlar. Her ne kadar o kimseyi Allah için sevdiğini iddia etse de işin aslı budur. Her kim Resulden başkasını, Allah’ın ve Resulünün emirlerine ters olduğunu bile bile her emrettiği ve yasakladığı konuda itaat edilmesi gerekli birisi olarak bellerse, işte o kimseyi Allah’a ortak koşmuştur. (Dua ve Tevhid-İbni Teymiyye)

 

Allah her yerdedir demek: Bu sözü söylememeye dikkat etmek lazımdır. Malesef avam tabaka “Allah her yerde hazır ve nazırdır” sözünü çok söylemektedirler. Bunun yerine “Allah her şeyi bilir” demek gerekir.(Berikadan) (Fetvalar-Halil gönenç)

 

Altın yüzük: Hz Peygamber sav ipeği sağ eline ve altını sol eline alarak Bu ikisi ümmetimin erkeklerine haramdır” (Ebu Davud-Libas, Nesai-Zineh, Ahmed-Müsned) buyurmuşlardır. Kamil Miras’ın tercüme ettiği Diyanet İşlerince basılan Buhari Tercüme ve Şerhinde ise; bir miskali (4.25 gr) gümüş yüzük ile alem (sembol, nişan, rozet vb) olarak kullanılan ipek ve altına ruhsat verilmiştir. (C. IV sayfa 287-C. XII sa. 108) (Helaller ve Haramlar-Hayrettin Karaman)

 

Anne ve babayı ikaz etmek: Bir kimse ana ve babasının şeran günah olan, örfte ayıp ve ar olan fena bir fiili işlediklerini gördüğünde onlara bir defa bu fena fiili bırakmalarını emreder, kabul ederlerse ne âlâ, hoş görmezlerse sukût edip bir daha emretmez, fakat onlar için dua ve istiğfar eder. (İbni Abidin-8)

 

Arsa, ev ve arabanın zekatı: Ticaret için olmayan, ev ,arsa, araba ve benzeri şeylerin kıymatlrı üzerinden zekat gerekmez. Eğer bunların kazancı varsa ve bu getiriler, sahibinin diğer zekata tabi malları ile birlikte nisap ölçüsüne ulaşırsa, yıl sonunda getirilerinin zekatı verilir. Şayet bunlar ticaret için kullanılıyorsa her yıl kıymetleri üzerinden zekat gerekir. (Diyanetten Günümüz Meselelerine Fetvalar)

 

Aşura günü orucu: Sadece aşura gününde oruç tutmak mekruhtur. Muhit’te de böyledir. (Fetevayi Hindiyye)

 

Atalarla övünmek: Ali ra’den: Atalarınızla övünüp, böbürlenmeyiniz. (İbni Kesir sıhhati hususunda birçok şahidler vardır, diyor) (Bidaye) (Hayatüs Sahabe-4)

 

Av hayvanlarını doldurmak: Resmin gölgeli olanının (heykel) haram olduğunda ittifak vardır. İçi doldurulan hayvan, bu konuda insanların yaptığı heykellerden geri değildir. Ayrıca bu iş abesle iştigaldir. (Fetvalarla Çağdaş Hayat-Faruk Beşer)

 

Ayağa kalkmak: “Ebu Umame’den: “Peygamber efendimiz asasına dayanarak mescide geldi. Hepimiz ayağa kalktık. Bize: “Birbirlerine aşırı derecede saygı göstererek ayağa kalkan Acemler gibi kalkmayın” buyurdu. (El-Kenz, İbni Cerir) Ubade b. Samit’ten: “Hiç kimse için ayağa kalkılmaz. Ancak Allahu Zülcelal için ayağa durulur.” (Heysemi, İmam Ahmed) Enes ra’den: “Ashab, Resulullah’ın gelmesinden duydukları sevinci hiç kimsenin gelmesinden duymadıkları halde, Peygamber Efendimiz geldiği zaman –hoşlanmadığını bildikleri için- ayağa kalkmazlardı.” (Buhari) Ebu Miclez’den “Kim, Allah’ın kullarının kendisi için kalkıp ayakta durmalarından sevinç duyarsa, kendine ateşten bir yer hazırlansın” (Buhari) buyurmuştur. Ebu Halid . valibi’den Ali ra dışarıdan geldi. Onu görünce ayağa kalktık ve ayakta durarak gelip oturmasını bekledik. Yanımıza gelince : “Niçin put gibi ayakta duruyorsunuz? Diye bizi azarladı. (Tabakat) (Hayatüs Sahabe-3)

 

Ayakta su içmek: Ayakta su içmekte bir beis yoktur. (Fetevayi Hindiyye)

            İçilmeyeceğine dair olan hadisi İmam Hanbel rivayet etmiştir. Buhari de ise peygamberimizin ayakta iken su içtiğine dair bir rivayet vardır. Bu iki hadisi alimler şöyle tevil etmişlerdir; yasaklanan, yürüyerek yapılan yeme ve içmedir. (Hadis Müdafaası-İbni Kuteybe)

            “Resulullah sav Kepşe’nin yanına girdi, evinde asılı bir tulum vardı, ondan ayakta su içti. Bunun üzerine Kepşe tulumun ağzını keserek Resulullah sav’in mübarek ağzının değdiği yeri ile bereketlenmek istedi.” (İbni Mace, Tirmizi; Tirmizi bu hadis hasen sahih gariptir, demiştir” Ulema bu hususta ihtilaf etmiştir. Kimi ayakta su içmenin yasaklanmasını nesh etmiştir, dedi. Nehy, tenzih içindir, fiil ise cevazı beyan eder, diyenler de vardır. Nevevi bu görüştedir. Hılye sahibi yukarıda zikredilen hadisle Nevevi’ye itiraz etmiştir. Hılye sahibinin delili, İbni Ömer ra’den rivayet edilen “Biz Rasulullah sav devrinde ayakta yer, içerdik” (Tirmizi) hadisidir. Tirmizi hasen demiştir. Tahtavi de ayakta su içmekte bir beis görmemiş yasaklamanın zarar vermek endişesinden geldiğini söylemiştir. (İbni Abidin-1)

Ayaküstü namaz kılma: Abdullah b. Üneys, islam düşmanlarından Halid b. Süfyan b. Nübeyl el-Hüzeli’yi öldürmeye giderken ikindi vakti girer, o da aralarında boğuşma olurda ikindiyi kaçırırım düşüncesiyle üstüne giderken baş işaretiyle namaz kıldığını söyler. (Hayatüs Sahabe-1)

 

Ayet ve hadis metnini üzerinde taşımak: Korku gibi şeylerden korunmak için dua etmek ve ayet ile hadis gibi şeyleri yazıp taşımak dinen caizdir. Abdullah bin Ömer Peygamberden sav şöyle rivayet etmiştir. “Sizden biriniz uykuda korkarsa şöyle desin; Allah’ın gazabı, azabı ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden sözlerine sığınırım” (Fetvalar-Halil Gönenç)

Rüya tabirleri

Ekim 16, 2008

| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |


 

 

Rüya Kaç saniye sürer

Bilim adamları rüyanın süresi üzerinde kesin bir sonuca varamadılar. Bir kısmı birkaç saniye sürdüğünü iddia ederken bazıları da saatlerce devam eden rüyaların mevcut olduğu fikrinde ısrar etmekteydiler. Bu tartışmalar devam ederken, Dr. B. Klein adında Amerikalı bir bilim adamı yardımcıları ile birlikte hummalı çalışmalara koyuldu. Gönüllü olarak seçtiği bazı kimseleri hipnotize ederek uyuttu. Belli bir süre sonra uyandırıp rüyalarını dinledi. Neticede, bir rüyanın yirmi saniyeyi geçmeyecek kadar kısa sürdüğünü tespit etti. İşin enteresan tarafı şuydu ki ; uyandırdığı gönüllüler üç beş saniye süren rüyalarını saatlerce anlatabiliyorlardı. Hatta bir kısmının rüyası yazılsa ortaya kalınca bir macera romanı çıkabilirdi. Dr. Klein yılmadan tecrübelerini sürdürdü. Bu iş üzerinde sarf ettiği pek çok mesai sonunda vardığı netice; en uzun rüyanın doksan saniyeyi geçirmediği idi. Bu konudaki çalışmaların ardı arkası kesilmedi. Chicago Üniversitesi uzmanlarından Dr. Kleitman ve öğrencisi Aserinsky 1953 yılında geniş çapta çalışmalara başladılar. Objektif deneylerini daha sonra nörofizyolojik sahada devam ettirdiler. Dr. Kleitman otuz yıldan beri kendisini rüyadan mahrum etme denemeleri yapmaktaydı. Fakat hiç bir zaman bir haftadan fazla tahammül gösterememişti. Otuz yıllık çalışması aradığı sonucu vermeyince başkaları üzerinde değişik denemeler yapmaya başladı. Deneyin sonunda , rüya esnasında kısa ve uzun süren süratli göz hareketlerine şahit oldu. Denemeye tabi tuttuğu kimseleri, göz hareketlerinin başladığı ve bittiği devrenin muhtelif bölümlerinde uyandırdı. Böylece her defasında kişilerin rüya görmekte olduğunu öğrenmiş oldu. Bu tespitin doğruluğunu ilim çevrelerine delilleriyle sunmak gereğini duydu. Ömrü boyunca hiç rüya görmediklerini iddia eden kimseleri toplayıp onlar üzerinde tecrübeler yaptı. Göz hareketlerinin başladığı anda uyandırdığı bu kimseler hayret ve şaşkınlık içinde ilk defa rüya gördüklerini söylediler. Dr. Kleitman bundan şu sonucu çıkardı. Herkes rüya görmekte, fakat bazı kimseler rüyalarını hatırlayamamaktadır. Rüyanın objektif olarak en kuvvetli delili ise uyumakta olan kimsenin süratli göz hareketleridir.

Rüya ile Amel edilir mi?

İnsanın sorumlu olduğu saha vardır. Bu da uyanıklık halidir. Yani insan uyanıklık halinde sorumludur, uyanıklık haricinde uyku ve baygınlık gibi yaptığı işlerden sorumlu tutulmamıştır. Dolayısıyla insan rüyasında yaptığı iş ve davranışlardan, söylediği sözlerden sorumlu değildir. Hatta bir insan rüyasında dinden çıkacak kelimeler söylese dinden çıkmış sayılmaz. Konuya bu açıdan baktığımızda ister olumlu ister olumsuz manada rüyalarla gelen haberler objektif bir değer ifade etmez. Bağlayıcı bir delil kabul edilemez. Rüya yorumunda rüyanın iyi ve isabetli yorumlanması esastır. Bundan dolayı da ruya yorumlayacak kişinin ehil olması şarttır. Rüyada Kur’an ve Sünnete aykırı ,ters bir durum olduğu takdirde bununla amel edilmesi mümkün değildir. Mesela rüyanızda size bir insanı öldürmeniz emrediliyorsa veya intihar etmeniz isteniyorsa bununla amel etmek söz konusu olamaz. Çünkü bir insanı öldürmek ve intihar etmek Kur’an-ı Kerimde ve Sünnette haram kılınmıştır. Bu rüyayı bir insan defalarca aynı şekilde görse yine de gördüğü rüyayla amel edemez ve Kuran ve Sünnet dışına çıkamaz. Kuran ve sünnette tespit edilen hükümler doğrultusunda amel etmek zorundadır. Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bununla beraber, rüyaların mübah meselelerde, rüyayı görene münhasır kalmak şartıyla, yönlendirici bir fonksiyonunun olduğu da kabul edilebilir. Yalnız bunun bile Kur’an ve sünnette ictihad edilerek çıkarılmış bir hüküm ölçüsünde ağırlığının olduğu söylenemez.

 

–Rüya ile hangi şartlarda amel edilebilir?

–Rüya bir şer’î delil, şeriat yönünden bir hüküm kaynağı olamaz. Çünkü, herkes bir çeşit rüya görüyor. O zaman din böyle rüyaya bağlanırsa tepetaklak gider.

“–Ben rüya gördüm şu şöyle… Ben rüya gördüm bu böyle… Ben rüya gördüm namazı bıraktım… Ben rüya gördüm ramazanı yedim…”

Her şeyi görebilir insan… Çünkü şeytan var insanın içinde, nefsi var… Hani düşü bile azıyor rüyada… O halde rüya şer’î delil olmaz, umûmî delil olmaz.

Ama, rüyanın bir de rüya-yı saliha kısmı vardır. Bunun da bir aslı esası vardır. Böyle salih rüya olduğu zaman, o salih rüyayı bir kaç defa görür, ikaz olur. Onlardan da, şeriatin genel çizgisini zedelemeyen bir rüya ise ona riayet edilir. Bazan rahmânî olur, bir işaret olur, bir ikaz olur.

Rüya ve İslam

İslam âlimlerinden bazıları rüyanın, rüya melekleri tarafından gösterildiğine inanırlar. Bunun da insana rüyasında refâkat eden rüya meleklerinin, insan ruhuna refâkat ederek değişik yerlere götürülüp gezdirilmesi şeklinde olduğunu söylerler. Bu seyahat sırasında ruhun gördüğü olaylar, akıl veya zihin olarak tabir edilen hafıza tarafından kaydedilir, sonra yeri ve zamanı geldikçe veya uyandıktan sonra bir şekilde hatırlanır.

silsile- rüya tabirleri ve yorumları, rüyanda ne gördün? Rüya hakkında hemen herkes bir şeyler söylemiş ve özellikle İslam alimleri, rüya tabircileri ve filozoflara varıncaya kadar herkes, rüya üzerine değişik yorumlar yapmışlardır. Burada Risale-i Nur külliyatından Mektubat isimli eserde geçen ve üstat Bediüzzaman’ın naklettiği güzel bir rüyayı ve rüyalara ait bazı ilmi gerçekleri ifade eden bir bölümü nakletmek yerinde olacaktır. Şöyle ki:

“Bir zaman kalp ehli iki çoban varmış. Kendileri ağaç kâsesine süt sağıp yanlarına bıraktılar. Kaval tabir ettikleri düdüklerini, o süt kâsesi üzerine uzatmışlardı. Birisi “Uykum geldi.” deyip yatar. Uykuda bir zaman kalır. Ötekisi yatana dikkat eder, bakar ki; sinek gibi bir şey, yatanın burnundan çıkıp, süt kâsesine bakıyor ve sonra kaval içine girer, öbür ucundan çıkar gider, bir geven altındaki deliğe girip kaybolur. Bir zaman sonra yine o şey döner, yine kavaldan geçer, yatanın burnuna girer; o da uyanır. Der ki: “Ey arkadaş! Acayip bir rüya gördüm.” O da der: “Allah hayır etsin, nedir?” Der ki: “Sütten bir deniz gördüm. Üstünde acayip bir köprü uzanmış. O köprünün üstü kapalı, pencereli idi. Ben o köprüden geçtim. Bir meşelik gördüm ki, başları hep sivri. Onun altında bir mağara gördüm, içine girdim, altın dolu bir hazine gördüm. Acaba tabiri nedir?” Uyanık arkadaşı dedi: “Gördüğün süt denizi, şu ağaç çanaktır. O köprü de, şu kavalımızdır. O başı sivri meşelik de şu gevendir. O mağara da, şu küçük deliktir. İşte kazmayı getir, sana hazineyi de göstereceğim.” Kazmayı getirir. O gevenin altını kazdılar, ikisini de dünyada mesut edecek altınları buldular.

İşte yatan adamın gördüğü doğrudur, doğru görmüş, fakat rüyada iken ihatasız olduğu için tabirde hakkı olmadığından, âlem-i maddî ile âlem-i manevîyi birbirinden fark etmediğinden, hükmü kısmen yanlıştır ki, “Ben hakikî maddî bir deniz gördüm.” der. Fakat uyanık adam, âlem-i misal ile âlem-i maddîyi fark ettiği için tabirde hakkı vardır ki, dedi: “Gördüğün doğrudur, fakat hakikî deniz değil; belki şu süt kâsemiz senin hayaline deniz gibi olmuş, kaval da köprü gibi olmuş ve hakeza…” Demek oluyor ki; âlem-i maddî ile âlem-i ruhanîyi birbirinden fark etmek lâzım gelir. Birbirine karıştırılsa, hükümleri yanlış görünür. Meselâ: Senin dar bir odan var; fakat dört duvarını kapayacak dört büyük âyine konulmuş. Sen içine girdiğin vakit, o dar odayı bir meydan kadar geniş görürsün. Eğer desen “Odamı geniş bir meydan kadar görüyorum”, doğru dersin. Eğer “Odam bir meydan kadar geniştir” diye hükmetsen, yanlış edersin. Çünkü âlem-i misali, alemi hakikiye karıştırırsın.”

KUR’AN’DA RÜYA

Enfal Suresi 43. Ayet Hani Allah, sana rüyandan onları az gösteriyordu; eğer sana onları açık gösterseydi, korkacak ve kumanda da tartışacaktınız. Fakat Allah, selamete bağladı; çünkü O, bütün sinelerin özünü bilir.
Yusuf Suresi 4. Ayet Bir vakit Yusuf babasına: “Babacığım, ben rüyada onbir yıldızla güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki, onlar bana secde ediyorlar.” dedi.
Yusuf Suresi 5. Ayet Babası: “Yavrum, rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar; çünkü şeytan, insana belli bir düşmandır.
Yusuf Suresi 36. Ayet Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Birisi: rüyada kendimi şarap sıkarken görüyorum.” dedi. Diğeri: “Ben, rüyada kendimi basımın üstünde bir ekmek götürürken görüyorum, ondan kuşlar yiyor. Bize bunun tabirim haber ver; çünkü biz seni iyilik sevenlerden görüyoruz.” dedi.
Yusuf Suresi 41. Ayet Ey zindan arkadaşlarım, gelelim rüyanıza: “Biriniz, efendisine yine şarap sunacak, diğeri asılacak ve kuşlar basından yiyecek; işte fetvasını istediğiniz mesele halledildi!” dedi.
Yusuf Suresi 43. Ayet Bir gün hükümdar: rüyamda yedi arık ineğin yemekte olduğu yedi semiz inek ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak görüyorum. Ey efendiler, eğer rüya tabir ediyorsanız, bana rüyamı halledin!” dedi.
Yusuf Suresi 44. Ayet Dediler ki: rüya dediğin, demet demet hayallerdir, biz ise hayallerin tabirini bilmiyoruz.”
Yusuf Suresi 46. Ayet Gelip: “Yusuf, ey dosdoğru kişi, “yedi semiz inek. bunları yedi arık inek yiyor ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak” rüyasını bize tabir et, ümit ederim ki, o insanların yanına cevapla dönerim, ola ki, değerini bilirler dedi.
Yusuf Suresi 100. Ayet Ana ve babasını taht üzerine çıkardı, hepsi Yusuf için secdeye kapandılar. Yusuf da:”Ey babacığım, işte bundan önceki rüyamın yorumu bu; gerçekten Rabbim onu gerçekleştirdi, cidden bana iyilikte bulundu;çünkü beni zindandan çıkardı; şeytan benimle kardeşlerimin arasını dürtüştürdükten (bozduktan) sonra sizi çölden buraya getirdi. Gerçekten Rabbim, dilediği şey için aldığı tedbirde çok hoş davranır. Gerçek şu ki, O, herşeyi çok iyi bilen, her yaptığın bir hikmete göre yapandır!
Yusuf Suresi 101. Ayet Ey Rabbim, Sen bana mülkten bir nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Gökleri ve yeri yaratan Rabbim, dünya ve ahirette benim velim Sensin! Benim ruhumu müslüman olarak al ve beni iyiler arasına kat!” dedi.
Enbiya Suresi 5. Ayet (Onlar): “Bunlar bir takım karışık rüyalar; yok onu kendisi uydurdu; yok o bir şairdir; öyle değilse, önceki peygamberlerin gönderdikleri gibi, bize bir mucize getirsin!” derler.
Saffat Suresi 102. Ayet (Oğlu) yanında koşma çağına gelince : “Yavrum, ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak ne düşünürsün?” dedi. (Çocuk da): “Babacığım sana ne emrediliyorsa yap! Beni inşaallah sabredenlerden bulacaksın!” dedi.
Saffat Suresi 105. Ayet rüyaya gerçekten sadakat gösterdin, işte Biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.”
Fetih Suresi 27. Ayet Andolsun ki, Allah gerçekten peygamberine o rüyayı hakkıyla doğru gösterdi, Şanıma yemin ederim ki, İnşaallah Mescid-i Haram’a güvenlik içinde başlarınızı kazıtarak, kırkarak korkusuzca gireceksiniz! Ancak O, sizin bilmediğiniz şeyleri bildi de ondan önce yakın bir fetih verdi.
 

ETİKETLER : Rüya yorumları, rüya tabirleri, rüya görmek, rüyalar ve anlamları, rüya nedir, rüya neden görülür, rüyayı çok sık görüyorum, ard arda aynı rüyayı görmek, rüya mı, kabus mu, karabasan mı, karabasan nedir, rüyada cin, rüyada şeytan, şeytani rüyalar, insani rüyalar, insi rüyalar, düş görmek, halisilasyon nedir, halisilasyon rüya mıdır, sitene rüya tabirleri ekle, rüya tabiri sitende, sitenden çıkmadan rüya tabiri, rüya yorumları sitende, en güzel yorumları ekle, rüya tabirleri html kodu, rüya tabirleri kodunu ekle, indir, ekle, anlat, paylaş, sitene ekle, rüya tabirini sitene ekle, eklesene

Sitene ekle-  RÜYA TABİRLERİ HTML KODU

<p align=”center”><iframe style=”width: 468px; height: 80px” marginwidth=”0″ marginheight=”0″ src=”http://site.mynet.com/ltfsener/ruya_tabirleri.htm&#8221; frameborder=”0″ width=”468″ scrolling=”no” height=”60″></iframe></p>